
Zanjeer'ın hikâyesi hiçbir zaman tek bir doğrultuda ilerlemiş gibi görünmüyor. Belki de bugün geriye dönüp baktığımızda grubu ilginç kılan en önemli şeylerden biri tam olarak bu. Yıllar içinde kadrosu değişti, farklı dönemlerden geçti ve bütün bu dönüşümlerin içinde yavaş yavaş kendine özgü bir dil oluşturdu. Seher-e-Maqhoor'un yayımlanması ve son dönemde grubun etrafında yaşanan gelişmeler de, şimdiye kadar kat edilen yolu dönüp değerlendirmek için bize doğru zaman gibi geldi.
Öncelikle bu röportaj için vakit ayırdığın için teşekkür ederiz. Bugün Zanjeer'i nasıl tanımlarsın? Geriye dönüp baktığında, grubun ilk günkü vizyonundan neler aynı kaldı, neler zaman içinde değişti?
Bence grubun ilk günkü vizyonu hâlâ olduğu gibi duruyor. Zanjeer, uzun yıllardır tiranlığın, sömürgeciliğin ve emperyalizmin baskısı altında yaşayan Küresel Güney halklarının acısını, öfkesini ve haykırışlarını daha gür duyurmak için var. Ama mesele yalnızca yaşanan dehşeti anlatmak değil; bütün bunların ortasında dimdik durabilmek ve demir yumrukla karşı koyabilmek.
İlk Zanjeer kaydındaki sözler daha çok yeni bir göçmenin zihninden geçenlerle ilgiliydi. Yeni albüm ise, o kişinin birkaç yıl sonra yerleştiği yeni ülkenin de en az eskisi kadar derin sorunlara sahip olduğunu fark ettiğinde yaşadığı dönüşümü anlatıyor. Sonunda, buraya ne kadar alışmaya çalışırsa çalışsın, kendisini tıpkı memleketindeyken olduğu gibi yine yabancı ve dışlanmış hissediyor.

Zanjeer, ilk günlerinden bu yana birkaç kez kadro değişikliği yaşadı. Steve, hem müzikal anlamda hem de projeye kattığı Farsça sözlerle grubun önemli bir parçasıydı. Bu değişiklikler, hem yaratıcı süreç hem de kişisel olarak grubu nasıl etkiledi?
Steve'in ayrılığının yaratıcı anlamda neleri değiştirdiğini aslında henüz biz de görmedik haha. Çünkü Seher-e-Maqhoor'daki her şey onunla birlikte kaydedildi ve bu röportajı yaptığımız ana kadar da yeni şarkılar yazmaya fırsat bulamadık. 2025 tam anlamıyla bir kasırga gibiydi. Kişisel tarafta ise, onsuz bazen kendimi yalnız hissediyorum. Çünkü biz gerçekten bir ekip gibiydik. Grupla ilgili her şeyi birlikte konuşur, fikir alışverişi yapar, turnelerde de zamanımızın büyük kısmını birlikte geçirirdik. Steve'le saatlerce tarih, dilbilim, siyaset, antropoloji, hatta yemek üzerine sohbet edebilirim. Böyle bir dostluğun yerini doldurmak kolay değil.
Farsça sözlere gelirsek... Seher-e-Maqhoor'u yazarken albüm farkında olmadan giderek Urduca ağırlıklı bir işe dönüştü. Ben zaten artık Pencapça yazmıyordum, böyle olunca Farsça sözler de zamanla kendiliğinden geri planda kaldı.Dönüp baktığımda bunun aslında doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Çünkü konserlerde Farsça bölümleri hiçbir zaman gerçekten hakkını vererek söyleyemiyorum; sonuçta o benim ana dilim değil. Bir de daha önemlisi, Steve'in şu anda Farsça söylediği harika bir grubu var: Ameretat. Herkesin mutlaka dinlemesini tavsiye ederim. Müzikal ve lirik olarak İran'ın yerel kültüründen ve kadim mirasından besleniyor. Bana göre son yılların en etkileyici albümlerinden biri.
3. Kısa süre önce Seher-e-Maqhoor yayımlandı. Albümün üzerinden biraz zaman geçti. Gelen tepkiler hakkında şu an neler hissediyorsun? Dinleyicilerden gelen geri dönüşlerde seni şaşırtan bir şey oldu mu?
Açıkçası albümü epey zaman önce kaydetmiştik, o yüzden sonunda yayımlanmış olması benim için büyük bir rahatlama oldu. Gelen tepkilerden de gerçekten çok memnun kaldım; insanların şarkılarla bağ kurduğunu görmek harikaydı. Albüm hakkında yazılan incelemeler de çok güzeldi, hatta insanların şarkı sözlerini dikkatlice okuyup üzerine düşünmüş olması beni ayrıca mutlu etti. Kapak tasarımı da bence çok güzel oldu ve birçok kişinin onu sevmesine gerçekten sevindim. Çünkü punk dünyasında daha farklı görsel estetiklere de alan açmayı önemsiyorum. Ama en çok gurur duyduğum şey, bunun Zanjeer'in ilk LP'si olması. Aynı zamanda bu, hayatım boyunca yer aldığım tüm projeler içinde yayımladığım ilk LP. Pakistan'da müzik yapmaya başladığım günden beri ulaşmayı hayal ettiğim önemli eşiklerden biriydi.

Seher-e-Maqhoor'un yazım ve kayıt süreci nasıldı? Başlangıçta düşündüğünden farklı bir yöne evrilen şarkılar oldu mu?
Açıkçası bugüne kadar üzerinde çalıştığım tüm EP ve albümler arasında en keyif aldığım şarkı yazım süreci buydu. Steve ve Ludwig'in gerçekten çok iyi bir uyumu vardı ve ortaya harika fikirler çıkardılar. Provaların arasında yemek yapar, birlikte yemek yer, takılır, fikirler üzerine konuşurduk. Münster'den Berlin'e bunun için saatlerce yolculuk yaptığım o günleri hâlâ çok değerli anılar olarak hatırlıyorum. Hatta bu albümün yapım süreci, Berlin'e tamamen taşınma isteği uyandırdı bende.
Kayıt sürecine gelirsek... tam anlamıyla dağınık, tam bir DIY macerasıydı ahahah. Buna rağmen elindeki imkânları en iyi şekilde değerlendirdiği ve miks konusunda da müthiş bir iş çıkardığı için Johny'ye özellikle teşekkür etmek istiyorum.
Şu sıralar bulunduğun yerdeki hardcore ve punk sahnesi hakkında neler düşünüyorsun? Son zamanlarda sana ilham veren şeyler neler?
Son birkaç yıldır bana en çok ilham veren şeylerden biri, sahnede Batı Asya ve Güney Asya diasporasından gelen punkların sayısının giderek artması. Sürekli yeni ve ilginç gruplar ortaya çıkıyor. Özellikle Mashaal, Sarsour, Ikhras, Inqirad, Taqbir ve Snake Eater gibi grupları büyük bir ilgiyle takip ediyorum. Bu sahnenin önümüzdeki yıllarda nasıl gelişeceğini görmek için de gerçekten heyecanlıyım.
Bir diğer ilham kaynağım ise bugünlerde Lübnan'da filizlenen DIY sahnesi. Ta2reeban gibi harika gruplarla birlikte çok özel bir şey inşa ediyorlar. Halklarına yönelik aktif bir imha kampanyası sürerken bile bir sahneyi nasıl canlı tutabileceklerini gösteriyorlar. Bence bu hepimiz için önemli bir ders.

Yıllar boyunca birçok farklı grupla ve çok farklı ortamlarda sahne aldın. Bugüne kadar senin için özellikle unutulmaz kalan konserler var mı? Bu anları bu kadar özel yapan neydi?
İlki, Lahor'da verdiğim ilk konser. Aynı zamanda kendi organize ettiğim ilk konserdi. Sete Symptom of the Universe'ı crossover thrash yorumumuzla başlayınca mosh pit bir anda patladı. O anın bize hissettirdiklerini gerçekten anlayabilmek için, Pakistan'ın o dönemde nasıl bir süreçten geçtiğini bilmek gerekiyor. O konserde hissettiğimiz mutluluk ve rahatlama tarif edilemezdi. Aslında beni bugün hâlâ devam eden bu yolculuğa çıkaran da o konser oldu.
Diğeri ise İstanbul'da, Antipode Festivali'ndeki konserimiz. Bir vokalist olarak hayal edebileceğiniz her şey vardı: muhteşem bir seyirci, harika bir ses sistemi, böylesine tarihi bir şehir, inanılmaz insanlar... Gerçekten eşi benzeri olmayan, hiçbir şeyle kıyaslanamayacak bir deneyimdi.
Yakın zamanda katılmanız planlanan İngiltere turnesi ne yazık ki gerçekleşmedi. Bu durum grubu nasıl etkiledi? Özellikle heyecanla beklediğin şeyler var mıydı?
Turne, ayağım kırıldığı için gerçekleşmedi. Buna gerçekten çok sinir oldum. Özellikle de Londra ayağındaki grupları büyük ölçüde ben bir araya getirmiştim ve son üç yıldır Sheffield'daki festivalde çalmayı çok istiyordum. Ama eğer İngiltere'de çalmak gerçekten kısmetimde varsa, bir gün mutlaka gerçekleşecektir.

Bazen dinleyiciler grup üyelerinin nereden geldiğine fazlasıyla odaklanıyor ya da grubu belirli bir kültürel, dini ya da politik çerçeveden okumaya çalışıyor. Sen bu duruma nasıl bakıyorsun? Bunun zaman zaman müziğin ya da grubun diğer yönlerini gölgede bıraktığını düşünüyor musun?
Benim için bunda bir sorun yok. Bir grup sadece yaptığı müzikten ibaret değildir; etrafında oluşan atmosfer ve zamanla gelişen anlatı da onun bir parçasıdır. Black Sabbath ya da Discharge hakkında konuşurken, onların yaratıcılığını besleyen işçi sınıfı ortamından ya da içinde bulundukları dönemin benimsedikleri, reddettikleri ya da ikisini de farklı ölçülerde yaptıkları kültürel etkilerinden söz etmeden konuşmak neredeyse imkânsızdır.
İnsanların Zanjeer hakkında da bunları konuşmak istemesi son derece doğal; neden istemesinler ki? Bazen grubun etrafında oluşan bu anlatı müziğin önüne geçebiliyor. Punk sahnesi buna hiç yabancı değil. Sex Pistols'dan Crass'e ve daha birçok öncü gruba kadar, etraflarında oluşan atmosfer kimi zaman müziklerinin kendisinden bile daha fazla konuşuluyordu.
Eğer insanlar Zanjeer'i de müziğin ötesinde konuşulmaya değer bir grup olarak görüyorsa, bu benim için gerçekten büyük bir onur olur. Hayatım boyunca minnet duyacağım bir şey olurdu.

Röportajı bitirmeden önce Zanjeer için sırada neler olduğunu da merak ediyoruz. Seni heyecanlandıran yeni kayıtlar, konserler ya da başka projeler var mı? Ayrıca grubu desteklemek isteyenler kayıtlarınıza, merch ürünlerinize ve müziğinize nereden ulaşabilir?
Şu sıralar grup olarak önemli değişimlerden geçiyoruz. Hayata geçirmek istediğim bazı yaratıcı fikirler var. Belki ekim ayında yeniden konser vermeye başlarız ama şu an beni en çok heyecanlandıran şey daha fazla müzik üretmek ve ses dünyamızın sınırlarını biraz daha zorlamak. Şimdiden verebileceğim tek söz, bir sonraki kayıt için yine dört yıl beklemek zorunda kalmayacağınız.
Merch ürünlerimiz, müziğimiz ve diğer tüm bağlantılarımıza Linktree sayfamız üzerinden ulaşabilirsiniz.
Bizimle konuşmaya vakit ayırdığın için çok teşekkür ederiz. Zanjeer etrafında olup bitenleri daha yakından tanımak bizim için gerçekten çok keyifliydi. Son olarak, bu röportaj sayesinde grupla ilk kez tanışacak insanlara söylemek istediğin bir şey var mı?
Cahil olmakla, bilgisiz olmakla ya da her söylenene kolayca inanan biri olmakla gurur duyulacak hiçbir şey yok. Çünkü o zaman, sizi kendi istediği kalıba sokmak isteyen her türlü zorba gücün yeniden şekillendirebileceği boş bir sayfaya dönüşürsünüz. Yakında yeryüzüne çökecek o korkunç çağda hayatta kalmak istiyorsanız, zihninizi keskinleştirin.



