
Punk rock kültürü, kaykay sahnesi ve 80’ler çizgi roman estetiğinden beslenen the_vigilante88 ile üretim süreci ve underground sanat üzerine sohbet ettik.
Öncelikle içeriğe dahil olmayı kabul ettiğin için teşekkür ederim. Nasılsın? Bize biraz kendinden bahsedebilir misin?
Hey, ben The Vigilante88 (gerçek adım değil). İyiyim, sağlıklıyım ve hâlâ her gün odamda oturup çizim yapıyorum. 20 yıl önce sanat okulunu bitiremeyen ama sonrasında freelance sanatçı olarak yoluna devam eden bir punk rock babayım sadece.

Çizim yapmaya nasıl başladın?
Çocukluğumdan beri çizmeyi seviyorum. Duvarlara karalamalar yapar, çizgi romanlardan ve TV çizgi filmlerinden karakterler çizerdim. Lisede işi biraz daha ciddiye aldım ve sanat okuluna gittim ama bitiremedim. Derse pek gitmiyordum, kurallara da uyduğum söylenemez.

Seni uzun zamandır takip ediyorum, fakat yaptığım araştırmalarda çok fazla şeye rastlayamadım. Bildiğim kadarıyla oldukça üretken birisin ve genellikle gruplar için albüm kapakları, flyer ve merch tasarımları yapıyorsun. Bunun dışında iki tane çizgi roman kapağı çalışmana da denk geldim. Şu sıralar nelerle uğraşıyorsun?
Evet, Instagram dışında çok görünür değilim. İşlerimi başka platformlarda neredeyse hiç paylaşmıyorum. Son 10 yıldır müşterilerimin çoğu e-posta ve Instagram üzerinden geliyor. Bulunduğum yerdeki bazı yerel gruplar ve markalar da doğrudan stüdyoma gelip iş veriyor.
Yaptığım işleri bir araya getireceğim bir kitap ya da zine hazırlama fikrim var. Belki bir sergi de olur. Şu an birkaç proje üzerinde çalışıyorum, o yüzden şimdilik plan aşamasında.

Dijital çağda sanatçılar hayatlarını sergilemek zorundaymış gibi bir baskı var. Sen ise daha çok işlerinle konuşmayı tercih ediyorsun. Bu bilinçli bir saklanma mı, yoksa sadece işine odaklanmanın doğal bir sonucu mu?
Muhtemelen alışkanlık. Kamusal alanda kim olduğumu pek göstermem. Hatta bazı arkadaşlarım ve akrabalarım bile sanatçı olduğumu bilmiyor. Evet, kendini sanatçı olarak görmeyen bir sanatçı gibi bir şeyim. Bunun doğal olup olmadığını bilmiyorum; belki sadece kendimi gerçek dünyadan biraz geri çekiyorum. Perde arkasında kalmayı seviyorum. :)

Peki yaptığın işleri sen ne olarak tanımlıyorsun, ne gibi teknikler tercih ediyorsun?
Çizgi film estetiğini seviyorum. Özellikle 80’ler ve 90’lar. Kalın konturlar, sert gölgeler, belirgin mürekkep darbeleri… Aklımdaki dünya bu.
Dijitalden önce hep kurşun kalem, rapidograph, fırça ve Çin mürekkebiyle büyük kâğıtlara çalışırdım. Punk rock albüm kapakları, posterler, flyer’lar, çizgi filmler, Avrupa ve Amerikan çizgi romanları stilimi çok etkiledi. O teknikten hiç kopamadım çünkü gerçekten seviyorum.

Seni üretmeye motive eden şeyler neler? Müzik, kaykay kültürü, sinema ve çizgi roman/film gibi alanlardan beslendiğini biliyorum ama senin tarafında bu süreç nasıl işliyor, bunu merak ediyorum.
Endonezya’da küçük bir kasabada yaşıyorum. Ergenliğimden beri punk ve kaykay sahnesinin içindeyim. Her şey orada başladı. O dönemki arkadaşlarım bana ilham verdi. Onların konser flyer’larını, posterlerini, albüm kapaklarını çizmeye başladım. Fark etmeden bu benim mesleğim oldu.

Bugüne kadar yaptığın işler arasında seni en çok tatmin eden ya da “bu benim” dediğin bir iş var mı? Neden onun yeri ayrı?
İşlerimin arasında “fuck the world” yazanları görürseniz, işte onlar en net “bu benim” dediğim işler. Tek bir tane seçemem çünkü yaptığım işlerin hepsini seviyorum. Biraz dramatik oldu ama gerçek bu.

Son zamanlarda sıkça dinlediğin ya da okuduğun, favorin olan bir müzik albümü ve bir çizgi roman var mı? Bizimle paylaşmak ister misin?
Yeni grupları çok takip etmiyorum ama çizim yaparken sürekli döndürdüğüm bazı isimler var: Municipal Waste’in tüm albümleri, Vitamin X, Reproach, Spazz…
Çizgi roman olarak şu sıralar Punk Rock Jesus’u tekrar okuyorum. Çizim stiline bayılıyorum.

Katıldığın ve zaman ayırdığın için çok teşekkürler. Son olarak paylaşmak istediğin bir şey var mı?
Tekrar teşekkür ederim. Bu röportajın ya da zine’in bir parçası olmak benim için değerli. Çok sık röportaj teklifi almıyorum. Bu yüzden burada olmak güzel.



