
Kuzey Afrika punk rock'ıyla tanışmam, 1985 yılında Maximum Rocknroll'da yayımlanan Tunus üzerine bir "Sahne Raporu" (Scene Report) aracılığıyla oldu. Ülkenin önde gelen punk grubu Bloody Sheets adında bir grupmuş; ama bu grup tamamen bir hayal ürünüydü. "Sahne Raporu", MRR editörlerinin haberi olmadan sızdırılmış bir şakaydı ve ben de yıllarca Bloody Sheets'in kayıtlarını ve hakkındaki bilgileri arayarak bu aldatmacaya inandım.
Genç bir street punk olarak punk'ı, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık'a özgü bir hareket olarak algılıyordum. İspanya, Japonya ve İskandinavya'dan gruplar bulmaya ve dinlemeye başladığımda (G.I.S.M., Sin Dios ve Totalitär'ın beni erken dönemde nasıl etkilediğini hatırlıyorum), punk'ı ve genel olarak rock 'n' roll'u küresel bir olgu olarak görmeye başladım. Bu ilgi beni, küresel sömürge çeperindeki grupların kayıtlarını yayımlamaya adanmış bir plak şirketi olan Tien an Men 89 Records'a ve Maximum Rocknroll'un eski "Sahne Raporları"na yöneltti; bu köşe, dergide Tien an Men 89'un kurucusu Luk Haas tarafından başlatılmıştı. Punk'ın her yerde var olduğuna ikna olmuştum ve Fas'taki ilk konaklamam sırasında orada en az bir punk grubunun olması gerektiğini biliyordum ve onları bulmaya kararlıydım. Gerçekten de o dönemde tam olarak bir tane Faslı punk grubu vardı: Z.W.M., yani Zlaq Wlla Moot. Bu isim, yerel Arapça lehçesi Darija'da "ride or die" anlamına geliyordu. Z.W.M., ska dokunuşlarıyla harmanlanmış skate punk tarzında müzik yapıyordu. Grubun başlıca etkileri arasında Rancid, NOFX ve Offspring gibi gruplar yer alıyordu. 2000'lerin başında punk rock'ı kaykay videoları aracılığıyla keşfeden bir grup için bu etkiler son derece mantıklıydı.
Z.W.M.'nin solisti Zohair Abdellaoui'yi aile evinde ziyaret ederken, bana ilk Cezayirli punk grubunun Myspace sayfasını gösterdi: Demokhratia. Z.W.M.'nin skate punk tarzının aksine, Demokhratia powerviolence yapıyordu. Üstelik bu amatör bir powerviolence değildi; kayıtları Capitalist Casualties ya da Godstomper gibi türün referans noktalarıyla boy ölçüşebilecek nitelikteydi. Şaşkına dönmüştüm. Z.W.M.'nin etkilerini anlayabiliyordum: önlerinde yerel bir sahne yoktu ve skate punk, ska ile pop punk, o dönemde en popüler ve erişilebilir punk alt türleriydi. Peki Cezayir bu bariz başlangıç noktalarını nasıl atlayıp doğrudan powerviolence'ın ağır ve ezoterik derinliklerine dalmıştı? TOYZ benden bir makale yazmamı isteyince bu fırsatı Demokhratia ile röportaj yaparak konuyu araştırmak için kullandım. Bana grubun basçısının iletişim bilgileri verildi; röportajda açıkladığı nedenlerle bu kişi "el Beghli" takma adını kullanmayı tercih etti. Demokhratia'nın vokalisti de "el Djifa" takma adıyla anılıyor. El Beghli şu an Montreal'de yaşıyor ve Uzu ile Extraña Humana adlı gruplarda müzik yapıyor.

Brian: Merhaba el Beghli. Uzu'da ne çalıyorsun?
El Beghli: Uzu'da gitar çalıyor ve vokal yapıyorum.
Brian: Uzu hakkında daha fazla konuşacağız ama önce Demokhratia'yı da sormak istiyorum. Demokhratia'da ne çalıyordun?
El Beghli: Gitar çaldım ve vokal de yaptım. Aynı anda iki vokaistimiz vardı.
Brian: Nerede büyüdün?
El Beghli: Cezayir'in başkenti Cezayir'de. Demokhratia'nın müziğini şekillendirdiği için şunu da eklemek önemli: 1992'den 2002'ye kadar süren Cezayir İç Savaşı döneminde büyüdük. Savaş yıllarında on ile yirmi yaş arasındaydık.
Brian: İç Savaş kimler arasındaydı?
El Beghli: Çok karmaşık bir konu. 1980'lerden önce ülkeyi tek bir parti yönetiyordu. 1980'lerde Cezayir çok partili sisteme geçti. Le FIS adında bir İslami parti vardı, yani İslami Kurtuluş Cephesi, ve halk onlara oy verdi. Seçimi kazandılar ama yetkililer onların ülkeyi yönetmesinin mümkün olmadığına karar verdi. Le FIS anayasayı Şeriat'la değiştirmek ve ülkeyi İslam hukukuyla yönetmek istiyordu; bunun üzerine silaha sarılıp Cezayir hükümetine karşı ayaklandı.
Brian: Hükümeti kontrol eden FLN (Ulusal Kurtuluş Cephesi) miydi?
El Beghli: Evet. Fransa'dan bağımsızlığın ardından Cezayir'i yöneten ilk parti FLN'di. Çok zor bir durum çünkü öğrencilerden ve sıradan insanlardan oluşan Le FIS, Cezayir ordusuyla savaşıyordu. Yıllar sonra bile insanlar hâlâ soruyor: Bu nasıl mümkün olabildi? Silahları nereden buldular? Cezayir hükümetiyle savaşacak parayı nereden buldular? Anlamak güç ama olan buydu. Yani biz bombaların ve ölümlerin ortasında büyüdük.
Brian: Başkent Cezayir'de (Algiers) çatışmalar yaşandı mı?
El Beghli: Evet. O dönemde çok şeyin yaşandığı bir mahallede oturuyorduk; bombalar... her şey. Başkentte tam bir kaos vardı. Bu durum hepimizin hayatını şekillendirdi. Başkent Cezayir'de yaşayan herkes için günlük hayatın bir parçasıydı. Herkes bundan nasibini aldı çünkü bu normal bir hayat değildi.
Brian: Okula gitme imkânını etkiledi mi?
El Beghli: Başkent Cezayir'de hayır. Ülkenin çeşitli küçük köylerinde yaşayan insanlar için etkilemiş olabilir ama başkentte değil.
Brian: Büyüdüğün mahalleyi nasıl tanımlarsın?
El Beghli: Çok kalabalık bir yerdi. Büyük apartman blokları vardı. Gerçekten çok ama çok kalabalıktı. Sana bir fotoğraf göndereceğim.
Brian: Fas'ta buna "l'7oma" derler.
El Beghli: Aynen, orada çok fazla insan yaşıyordu.
Brian: Mimari beklediğimden farklıydı, çok sayıda eski ve kalabalık apartman binası vardı.
El Beghli: Mimari Cezayir'de bir yerden diğerine çok farklılık gösteriyor.
Brian: Fransız sömürge mimarisiyle iç içe geçmiş, oldukça Sovyet görünümlü yapılar var orada.
El Beghli: Evet, aynen öyle.
Brian: Fas'ta çok zaman geçirdim ama Cezayir'i hiç görmedim. (1966 yapımı) Battle of Algiers filminde gördüklerimin dışında nasıl bir yer olduğu hakkında pek bir fikrim yok.
El Beghli: Ama anlayabiliyorsun çünkü bağımsızlığın ardından Cezayir, SSCB ile çok yakın ilişki içindeydi ve Rusya ile Polonya'dan pek çok mimar buraya gelip binalar inşa etti. Bu fotoğrafta bunu fark etmen güzel.
Brian: Mahallenizde ne tür etkinlikler olurdu? İnsanlar boş zamanlarında ne yapardı?
El Beghli: Açıkçası, yapacak pek bir şey yoktu. Çocukken herkes sokakta oynardı. İnsanlar dışarıda vakit geçirir, sohbet eder ve kahve içerdi ama genç bir erkeksen gidecek hiçbir yer yoktu.
Brian: Hiç kulüp yok muydu?
El Beghli: Hayır, hayır, hayır. Özellikle o dönemde. Sokakta oyunlar oynardık ya da plaja giderdik.
Brian: Algiers kıyıda mı?
El Beghli: Evet, uzak değil. Otobüse binip 20 dakikada plaja ulaşırdık.
Brian: İç savaş sürerken bile mi?
El Beghli: Evet. Yani, güne göre değişirdi.
Brian: Çocukken ne tür müziklerle büyüdün?
El Beghli: Çok küçükken Doğu müziğiyle büyüdük. Annem mesela Doğu klasik müziğinin büyük bir hayranıydı.
Brian: Fairuz ve Umm Kulthum gibi mi?
El Beghli: Evet. Fairuz diğerlerine göre biraz daha gençti ama teyzelerimle birlikte çok Fairuz dinlerdik. Bir de Abdel Halim Hafez ve Umm Kulthum. Umm Kulthum o dönemin çok büyük bir sanatçısıydı.
Brian: Dünyanın en büyük sanatçılarından biriydi. Raï da dinliyor muydunuz?
El Beghli: Evet, ama Raï sonradan geldi. 10 yaşlarındayken Raï Cezayir'de popüler olmaya başladı çünkü bu Cezayir'in müziği. Yani ben 10 yaşlarındayken Khaled'in bir albümü çıkmıştı. Cheb Khaled'i biliyor musun?
Brian: Tabii. Cheb Khaled'i, Cheb Nasro'yu, Cheb Hasni'yi, Mohamed Raï'yi falan tanıyorum. Tüm chebleri severim.
El Beghli: Cheb Khaled'in Kutché adında bir albümü vardı ve onu çok dinledim. Büyürken dinlediğim müzik buydu.
Brian: Sence bu yaptığın müziği etkiledi mi? Powerviolence'tan ne kadar farklı olduğunun farkındayım.
El Beghli: Şunu söyleyeyim, Demokhratia'da ve Uzu'da çok fazla melodi var ve bu melodilerin hepsi Cezayir ve Doğu müziğinden geliyor.
Brian: Önce punk rock'ı mı keşfettin, yoksa heavy metal'i mi?
El Beghli: Önce heavy metal. Metal bir dönem çok popülerdi. Metal grupları hakkında bir şeyler duymak, punk'a kıyasla daha kolaydı. Cezayir çok kapalı bir ülkeydi. Küba gibi bir şeye benzetebilirsin. Kimsenin seyahat edecek parası yoktu. Kapalıydı. Dünyada neler olduğu hakkında çok az şey biliyorduk. Sadece Cezayirlilerle bir arada yaşayan Cezayirlilerdik. Dışarıdaki müzik hakkında bir şeyler duymanın hiçbir yolu yoktu.
Brian: Yani sadece Cezayir ve Arap müziği mi dinliyordunuz?
El Beghli: Ama insanların bildiği büyük gruplar vardı. Mesela herkes Metallica'yı bilirdi; ama underground müzik hakkında bir şeyler öğrenmek gerçekten çok zordu.
Brian: Peki rock müziği ilk kez nasıl duydun?
El Beghli: 90'ların başında Cezayir'de uydu yayıncılığı başladı. On ya da on iki yaşlarındayken dünyanın dört bir yanından televizyon kanalları izlemeye ve müzik keşfetmeye başladık. O dönemde hiphop ve benzeri şeyler dinliyordum. Fransız hiphop'u dinliyordum.
Brian: Kimleri dinliyordun?
El Beghli: Fransa'dan IAM adında popüler bir rap grubu vardı, bu grubu biliyor musun?
Brian: Hayır. Fransız hiphop'unu pek bilmiyorum. Rockin Squat ve Assassin'i biliyorum.
El Beghli: Assassin daha önceydi. Neyse, Demokhratia'nın solisti el Djifa ile tanıştım ve o farklı bir mahallede büyümüştü. Benim yaşadığım yere benzer apartman blokları vardı ama onun mahallesi Avrupa'yla bağlantısı olan ailelerin yoğun olduğu bir yerdi; bu aileler seyahat edebilir ve bize müzik getirebilirdi. Dediğim gibi, o dönemde metal çok popülerdi ve bu aileler metal müzik kasetleri getirirlerdi. El Djifa o mahallede yaşadığı için bu insanlardan müzik temin edebiliyordu. Lisede, on beş yaşlarındayken, bana bir metal grubunun kasedini verdi, hangisi olduğunu hatırlamıyorum, ama ben de "Ne halt bu? Hiç anlamadım. Ne bu?" dedim. Ve iki gün sonra o müziğin hayranı olmuştum.
Brian: Yani arkadaşları ve komşuları Fransa'ya ve Avrupa'ya gidip kaset getiriyordu?
El Beghli: Evet, o dönemde tek yol buydu. Bu benim mahallemde olmuyordu ama seyahat edecek parası olan insanların yaşadığı bazı yerlerde böyle şeyler oluyordu.
Brian: Yani el Djifa kasetlerini seninle paylaşıyordu. Kopyalıyor muydunuz?
El Beghli: Evet, kasetleri kopyalıyorduk. Tek yol buydu. Ayrıca kaset toplayıp ilgilenen herkese kopya satan insanlar da vardı, bir müzik torbacısı gibi.
Brian: Müzik torbacısı olmak kulağa hoş geliyor.
El Beghli: Evet, güzel bir iş ama (bu müzik dinleme biçimiyle ilgili küçük bir anekdot vereyim) ekstrem müziğe, yani metale meraklı bir kuzenim vardı ve bana "Metallica" etiketli bir kaseti olan birinden bahsetti. Adam yıllarca bu kaseti dinlemiş. "Metallica'yı çok seviyorum" diyormuş. Bir gün kuzenim bu adamın evine gitti, kaseti dinledi ve Metallica değildi. Bir black metal grubuydu. Belki kasedi kaydeden kişi hata yapmıştı. Metallica etiketini bir black metal kasetinin üzerine yapıştırmış, bu yüzden adam yıllarca bir black metal grubunu Metallica sanarak dinlemiş. O dönemde böyle şeyler olurdu.
Brian: Ben Mısır'dayken Cheb Khaled'in kendi adını taşıyan albümünün orijinal bir kasetini buldum ve çaldığımda ilk şarkı "Didi"yi dinleyebildim, albümün geri kalanının üzerine Michael Jackson şarkıları kaydedilmişti. En azından "Didi"yi dinleyebilmiştim.
Peki, o noktada heavy metal dinliyordun. Metal gruplarının tişörtlerini giyiyor muydunuz?
El Beghli: Evet. Giderdik... "friperie"ye İngilizce ne denir ki?
Brian: İkinci el mağazası mı?
El Beghli: Evet, ikinci el. Fransızca'da buna "friperie" deriz, Arapça'da ise "el bala." Oraya gider grup tişörtleri arardık ve bazen bir Metallica tişörtü bulurduk. Bir Venom tişörtü bulduğumu hatırlıyorum. Çok mutlu olmuştum.
Brian: Radyoda ne tür müzikler duyardınız? Sadece Raï ve klasik Arap müziği mi?
El Beghli: Raï, "Cha'abi" adı verilen klasik Cezayir müziği ve Doğu müziği. Sadece Arapça müzik.
Brian: Sen ve el Djifa'nın dışında, o dönemde heavy metal dinleyen başka insanlar tanıyor muydun?
El Beghli: Evet, Algiers'de pek çok metalci tanıyorduk.
Brian: Litham'ın dışında başka gruplar da var mıydı?
El Beghli: Neanderthalia adında çok eski bir grup vardı ama onlarla sahneyi paylaşan diğer grupları pek hatırlamıyorum. Bunlar yaklaşık 25 yıl öncesine ait anılar... belki daha da eski. Birkaç grup vardı ama çok fazla değildi.
Brian: Ekstrem metal olduklarını söyledin. Ne tür bir ekstrem metal?
El Beghli: Litham bir death metal grubuydu.
Brian: Konserlerini nerede verirlerdi?
El Beghli: Algiers'de konser vermek gerçekten çok zordu. Konser vermenin tek yolu bir sinema kiralamaktı çünkü sinemalar kapalıydı ve sanatçılara konser düzenlemeleri için bu mekanları kiralıyorlardı. Sinema kiralamak ve orada konser vermek ucuzdu. Cinéma Algérie ve Cinéma Zeydoun gibi yerlerdi bunlar.
Brian: Ekstrem müzik çaldığınız için itiraz etmiyorlar mıydı?
El Beghli: Bazen ediyorlardı ama doğru insanı tanıyorsan mümkün oluyordu. Gerçekten çok eski sinemalardı. Umursamıyorlardı. Sadece parayı istiyorlardı.
Brian: Yani film göstermiyorlar mıydı?
El Beghli: Hayır, film göstermiyorlardı.
Brian: Polis konser düzenlemenize karşı çıkıyor muydu?
El Beghli: O dönemde polisin başka sorunları vardı çünkü iç savaş hâlâ devam ediyordu. Bizi fazla umursamıyorlardı. Onlar için bir sorun değildik.
Brian: Hatırlatır mısın, iç savaş ne zaman sona erdi?
El Beghli: 2002'de. Kara On Yıl. Biz buna "le Décennie Noir" diyoruz.

Brian: O dönemde punk rock grupları var mıydı yoksa sadece heavy metal mi vardı?
El Beghli: Sadece metal grupları. Bizden önce hiçbir punk grubu hatırlamıyorum.
Brian: Yani Demokhratia Algiers'deki ilk punk grubu muydu?
El Beghli: Hayır. Beghlerass adında başka bir grupta çalıyordum. Proto-Demokhratia sayılabilir. Sana linki gönderebilirim çünkü Youtube'da var.
Brian: Başka gruplarda da çaldın mı?
El Beghli: Bundan önce bir grupta çalmayı denedim ama olmadı. İlk gerçek grubum Beghlerass'tı. El Djifa için de aynı şey geçerli.
Brian: Punk müziği nasıl keşfetmeye başladın?
El Beghli: Punk'ı biliyorduk çünkü Dead Kennedys, Black Flag ya da Sex Pistols gibi bazı punk grupları gerçekten çok popülerdi. O dönemde punk'ı biliyorduk ama sadece bu grupları. Sonra internet Cezayir'e geldi. İnternet kafeler açıldı. Herkesin internete girmek için gittiği yerlerdi bunlar ve orada müzik de satılıyordu. Gidip ekstrem müzikleri olup olmadığını sorardın, sana pek çok grubu içeren bir CD derlemesi verirlerdi; müziği böyle keşfederdik.
Sonrasında evde de internete kavuştuk ve aradığımız müziği bulmaya başladık; çünkü metal dinliyorduk ama gerçek anlamda metalci değildik. Punk'ı keşfetmeden önce zaten punktık. Daha sonra Demokhratia ile turneye çıkıp Avrupa'daki tüm punkları gördüğümüzde, o insanlara uyum sağlamak benim için çok kolay oldu çünkü onların tüm etik anlayışını ve her şeyini paylaşıyordum. Hayatım boyunca aradığım şey buydu.
Şunu da belirtmek önemli: Beghlerass ve Demokhratia ilk kurulduğunda, bu yerel metal sahnesine ve Cezayir'deki müziğe bir tepkiydi. Farklı bir şey istiyorduk. Metal konserlerine gidip Cezayirlilerin İngilizce şarkılar söylediğini gördüğümü hatırlıyorum. Gerçekten tuhaftı. Neden İngilizce şarkı söyleyesin ki, anlayamıyordum. Demokhratia ve Beghlerass'la birlikte "Tamam, bir grup kuralım ve Arapça şarkı söyleyelim" dedik. Arapça şarkı söylemeye başlamak başlı başına insanları rahatsız etmeye yetiyordu. Cezayir'de İngilizce şarkı söyleyen birini kimse ciddiye almıyordu. Arapça şarkı söylemeye başladığımızda bunun pek çok kişiyi rahatsız edeceğini biliyorduk ve tam da bu yüzden yaptık.
Brian: Arapça rock müzik söylemeyi bir deney olarak mı gördünüz?
El Beghli: Bizim için gayet doğaldı. Şu an bile başka bir dilde şarkı söyleyebileceğimi sanmıyorum. Ben bir Cezayirliyim. Benim dilim Arapça. Kelimelerin anlamını ve etkisini tam olarak biliyorum. Başka bir dilde şarkı söylemeyi hayal bile edemiyorum.
Brian: Fas'ın ilk punk grubu Z.W.M., Fas Arapçasında şarkı söyleyen ilk rock grubuydu. İlk olarak Rancid'in "Timebomb" şarkısını uyarlayarak Arapça söylemeyi denediler ve kimse bunun işe yarayacağını düşünmedi, ama yaradı.
El Beghli: Bu gerçekten harika. Ama benim için gayet doğal. Neden başka bir dilde şarkı söyleyeyim ki?
Brian: İnsanlar nasıl tepki verdi?
El Beghli: Bazen olumsuz tepkiler aldık ama bu beklenen bir şeydi. O metal grupları kimseyi rahatsız etmiyordu. Sadece orada durup İngilizce şarkı söylüyorlardı. Bize çok safça geliyordu. Biz Arapça şarkı söylemeye başlayınca bazen elektriğimizi kestiler ya da "Hayır, bu müziğin Cezayir'de çalınmasını istemiyoruz" diyen insanlarla karşılaştık. Cezayir'de bazı konserler verdik ve insanlar zaman zaman bizimle nasıl davranacaklarını bilemediler. Gerçekten rahatsız ettik onları.
Brian: Kavgaya kalkışan insanlarla ya da polisle hiç sorun yaşadınız mı?
El Beghli: Polisle hiç yaşamadık çünkü dediğim gibi polisin başka işleri vardı. Ama nerede çaldığınıza bağlı olarak insanlarla tartışmalar yaşanabiliyordu.
Brian: Demokhratia ile yapılan bir röportajda Arjantinli bir gruptan, Migra Violenta'dan bahsettiğinizi okudum.
El Beghli: Evet, o grubu çok severdik.
Brian: O röportajda powerviolence'ı onlar aracılığıyla keşfettiğinizi söylediniz.
El Beghli: Hatırlamıyorum. O dönemde ekstrem müziğe ilgi duyuyorduk ve giderek daha ekstrem gruplar arıyorduk. Grindcore grubu Phobia'nın ve bazı İspanyol grupların yer aldığı bir derlememiz vardı ve bu grupların arasında Migra Violenta da vardı. Benim için gerçekten yeni ve farklıydı. Ama bizim için en önemli grup Los Crudos'tu çünkü punk yapıyor ve kendi dillerinde şarkı söylüyorlardı. Bu bizim için çok etkileyiciydi çünkü biz de Cezayir Arapçasıyla punk müzik yapmak istiyorduk.
Brian: Yani Los Crudos Arapça şarkı söyleme kararınızı etkiledi mi?
El Beghli: Yüzde yüz. Bizim için en önemli gruptu.
Brian: Cezayir'den iki punk grubundan daha haberdar oldum: N.O.N. ve As We Fuck. Onlarla birlikte konser verdiniz mi?
El Beghli: Evet, o gruplardan birinin üyelerinden biri bir dönem Demokhratia'da çaldı. Algiers'de bir thrash metal grubuyla birlikte verdiğimiz bir konseri hatırlıyorum.
Brian: Adlarını hatırlıyor musun?
El Beghli: Hatırlamak imkansız çünkü sadece bir ya da iki konser verdiler ve bıraktılar. Birlikte bir konser verdik ve onlar "Sizi gerçekten çok seviyoruz ve bir punk grubu kurmak istiyoruz" dediler ve As We Fuck'ı kurdular. Birlikte çaldık. Bizden daha gençtiler ve gerçekten harikaydılar. İçlerinden biri Demokhratia'da çaldı çünkü 2010 ve 2012'de Avrupa turnesinde bizimle çalacak bir davulcu arıyorduk.
Brian: Beghlerass hangi yıl kuruldu?
El Beghli: Sanırım 2006'da. 2005'te prova yapmaya başladık ve konser vermeye 2006 ya da 2007'de başladık.
Brian: Sonra Beghlerass 2008'de Demokhratia'ya mı dönüştü?
El Beghli: Belki 2007, çünkü Beghlerass çok uzun sürmedi. Belki bir yıl aktiftik.
Brian: Değişime karar vermenize ne sebep oldu?
El Beghli: Birlikte çaldığımız kişilerle yollarımızı ayırdık ve hemen ardından Demokhratia'yı kurduk.
Brian: Yani Demokhratia'yı kurmak için sen ve el Djifa Beghlerass'tan ayrıldınız mı?
El Beghli: Evet, ama aynı zamanda Demokhratia bir anlamda Beghlerass'tı. Az önce grubun nasıl var olduğunu soruyordun. Çünkü Algiers'de müzik çalacak yer bulmak çok zor. El Djifa'nın bana gelip "Bu toplum merkezine gidip müzik çalan iki kişi tanıyorum, oradaki davul setini kullanmalarına izin veriyorlar, onlara bizimle çalıp çalmayacaklarını sordum ve 'evet' dediler." dediğini hatırlıyorum. Böylece buluştuk ve birlikte müzik yaptık. Onlar gitar ve davul çalıyordu, bende bas vardı ve birlikte müzik yaptık. Prova yapacak yer bulmak gerçekten çok zordu. Benim için bu yeri bulmak mucize gibiydi.
Brian: Burası neredeydi?
El Beghli: El Djifa'nın mahallesinde.
Brian: Toplum merkezi sizi kabul etti mi?
El Beghli: Evet. Merkezi yöneten bir kadın vardı ve gerçekten harikaydı. Bir gün oraya gittiğimizde oradaki insanlar "Hayır, hayır, hayır. Burada çalamazsınız. Bu yıl burada çocuklara piyano dersi veriyoruz." dedi. Biz de ona gittik ve o "Burada prova yapacaksınız ve kimse sizi rahatsız etmeyecek." dedi.

Brian: Prova yapmaya orada mı devam ettiniz?
El Beghli: Evet. Orada beş yıl kadar çaldık. Sonra, 2007 ya da 2009'da müzik yapmak için kiralayabileceğiniz yerler çıktı ama öncesinde çok zordu.
Brian: Nerede kayıt yaptınız?
El Beghli: Dediğim gibi, Litham'dan Redouan'ın Lelahel Studio adında bir stüdyosu vardı ve Demokhratia'yı orada kaydetti.
Brian: O noktada ülke dışında konser vermiş miydiniz?
El Beghli: Hayır. Sana Demokhratia için önemli olan başka bir şeyden bahsedeyim. Luk albümü yayımladığında insanlar Demokhratia'yı tanımaya başladı. Fransa'da, küresel punk sahnesi için gerçekten önemli olan La France Pue adında bir kolektif vardı. Saint-Étienne'denler. Bize ulaşıp "Müziğinizi çalmak için Avrupa'ya gelmelisiniz, size bu konuda yardımcı olacağız." dediler. Benim gibi yirmi dört ya da yirmi beş yaşında genç biri için ülke dışına çıkmak neredeyse imkansızdı. Ama onların bu konuda deneyimi vardı. Daha önce bazı Kolombiyalı grupların Fransa'ya gelip konser vermesine yardım etmişlerdi. Bize bir iş sözleşmesi hazırlamada yardımcı oldular; bu tarihlerde bu bar ve mekanlarda konser vereceğimizi belgeleyen bir sözleşmeydi ve o insanlar sayesinde vizelerimizi aldık.
Brian: Bu hangi yıldı?
El Beghli: Sanırım 2009.
Brian: Ülkeden ilk kez çıkışın mıydı bu?
El Beghli: Ülkeden ilk kez çıkışımdı. Hatta ailemde de yurt dışına çıkan ilk kişiydim. Belki annem babam bir zamanlar 1970'lerde Avrupa'ya gitmiştir, ama o tarihten sonra kimse gitmemişti.
Brian: Bu deneyim senin için nasıldı?
El Beghli: Pek çok şey keşfettim çünkü dediğim gibi Cezayir çok kapalı bir ülkeydi. Gidip punk sahnelerini gördüm, DIY etiğini, Avrupa'daki azınlıkların mücadelesini... her şeyi. Punk'ın etrafındaki tüm siyaseti keşfettim ve çok mutluydum. Hayatım boyunca aradığım şey buydu. Gerçekten harikaydı ve dediğim gibi o insanlarla bağ kurmak benim için çok kolay oldu.
Brian: Fransa'nın yanı sıra ilk turnenizde hangi ülkelerde çaldınız?
El Beghli: Belçika, Hollanda ve Almanya'ya gittik.
Brian: Sonrasında daha fazla turne yaptınız mı?
El Beghli: Evet, iki kez turneye çıktık. Bir seferinde sadece Fransa ve çevresinde, ikinci seferinde ise 2012'de Avrupa'nın dört bir yanını dolaştık. Norveç, Polonya, Danimarka, Almanya, Hollanda ve Çek Cumhuriyeti'ne gittik.
Brian: Kendi ekipmanınızı getirdiniz mi?
El Beghli: Sadece gitarlarımızı getirdik, insanlar çok nazikti ve amfilerini kullanmamıza izin verdiler. O dönemde La France Pue aracılığıyla turne yaptık ve her şey ücretsizdi. Benzin dışında hiçbir şey için para ödemek zorunda kalmadık. Sadece gelip çalmamızı istiyorlardı ve herkes yardım etti; amfilerini ve hatta davul malzemelerini bile paylaştılar.
Brian: Turnelerde birlikte sahne aldığınız en sevdiğiniz gruplar hangileri oldu?
El Beghli: Benim için en akılda kalanı La Casa Fantom'du. Sanırım Norveçliydiler. Bas ve davuldan oluşan anarko tarzında bir gruptu. Eğer fırsatını bulursan bu grubu canlı izlemelisin.
Brian: Hâlâ aktifler mi?
El Beghli: Evet. Artık eski bir grup sayılırlar ama hâlâ çalıyorlar.
Brian: Toplum merkezine dönecek olursak, kullanabileceğiniz enstrümanlar var mıydı orada?
El Beghli: Sadece davul vardı. Okulu bitirip ilk işe girdiğimde, 2009 civarında, grafik tasarımcı olarak çalışıyordum ve bir bas gitar ile amfi satın aldım.
Brian: Bunları nereden aldın?
El Beghli: Hatırlamıyorum. Bir dükkandan değil, biri bana bunları sattı.
Brian: Fas'ta kaykay ve ekstrem sporlar, punk ve metal sahnelerindeki insanları bir araya getirmeye yardımcı oldu. Cezayir'de çocuklar kaykay yapıyor muydu?
El Beghli: Hayır. Cezayir'de çok önemli olan bir şey sömürgeciliktir. Cezayir 130 yıl boyunca sömürgeleştirildi; Fas'taki sömürgecilik ise sadece kırk yıl sürdü. Cezayir'de bu büyük bir soykırımdı. Bu 130 yıllık dönemde bir milyon insan öldürüldü. İnsanlar sürgüne gönderildi ve mülklerinden edildi. Pek çok korkunç şey yaşandı. Bunun ardından Cezayir'de insanlar Batı dünyasından gelen her şeyi reddetmeye başladı. Çünkü o sömürgeciler uygarlık getireceğini iddia ediyordu ama onun yerine ölüm getirdiler. Bunu anlıyorum. Popüler bir mahalleye gidip kaykay yaparsan, kimse bunu açıkça söylemez ama şöyle bir his var: "Yıllarca o insanlara karşı savaştık, bağımsız olmak için, onları ülkemizden atmak için; şimdi sen onlar gibi davranmaya mı başlıyorsun." Bu yüzden Avrupalılar gibi görünmek ve giyinmek, o insanlar için kışkırtıcı ve yanlış bir şey olarak algılanabilir. Cezayir'de ekstrem müzik ve rock müziğin nadir görülmesinin nedeni de budur.
Brian: Mahallenizde Metallica tişörtü giyerek dolaşsan bu bir sorun yaratır mıydı?
El Beghli: Hayır. İnsanlar seni süzerdi falan, ama o kadar. Biz istediğimizi yapmak ve istediğimiz gibi giyinmek istiyoruz; ama aynı zamanda bunu anlıyoruz. İnsanların neden artık bunu istemediğini anlıyoruz.
Brian: Ebeveynlerin çaldığın ve dinlediğin müzik hakkında ne düşünüyordu?
El Beghli: Bu konuları ailemin ile pek paylaşmıyorum ama müzik yaptığımı biliyorlar. Demokhratia ile turne için vizemi aldığımda anneme babama gidip "Avrupa'ya müzik çalmaya gidiyorum" dediğimi hatırlıyorum. Onlar da "Ne? Sen mi?" dediler, ben de "Evet, bir grubun üyesiyim" dedim. İnanmadılar ama turnenin ardından fotoğrafımızı görünce "Bunu hayal bile edemezdik" dediler.
Brian: Senin için mutlu oldular mı?
El Beghli: Evet, mutlu oldular. Ailem harika insanlar.
Brian: Peki Demokhratia ne anlama geliyor?
El Beghli: Fas'ta biraz Arapça öğrendin mi?
Brian: Chouiya.
El Beghli: Peki "khra" ne demek biliyor musun?
Brian: Evet. Tüm küfürleri biliyorum.
El Beghli: O zaman "khra"nın "bok" anlamına geldiğini ve "democratia"nın "demokrasi" demek olduğunu biliyorsundur; yani demokrasi boktur demek için yapılmış bir kelime oyunu. Sadece Cezayir demokrasisinden değil, her yerdeki demokrasiden bahsediyoruz.
Brian: Bu ismi nasıl buldunuz?
El Beghli: Bilmiyorum. El Djifa bu ismi buldu ve bence gerçekten harikaydı.
Brian: İlk EP'niz Bled El Petrole Takoul Lekhra adını taşıyordu. Bu ne anlama geliyor?
El Beghli: "Bled el petrole" "petrol ülkesi" anlamına geliyor, "takoul lekhra" ise "bok ye" demek. Ama "bled el petrole" derken insanların açlık çektiği zengin bir ülkeyi kastediyoruz.
Brian: Cezayir'den mi bahsediyorsunuz?
El Beghli: Cezayir'den bahsediyoruz. Petrolle dolu zengin bir ülke, ama insanlar açlık çekiyor.
Brian: Mondo Gecko ile bir split yayımladınız. Bu hangi yıldı?
El Beghli: Evet. Sanırım 2012'ydi.
Brian: Mondo Gecko ile nasıl tanıştınız?
El Beghli: Mondo Gecko ile hiç tanışmadık. Onlarla tanışmak gerçekten zordu ama anarko punk topluluğu aracılığıyla bağlantı kurduk. Onları şahsen tanıyan Fransa'daki anarko punk topluluğundan insanlar. Aynı şeylere ilgi duyuyorlardı. İzin verirsen bu konuda konuşmak istiyorum çünkü bu split benim için gerçekten önemli. Bazı şeyleri net ortaya koymak istiyorum, çünkü insanlar şaşırıyordu: "Neden bu split'i yaparsın ki?" diyenler oldu. Her yerden insanlar. Zaman zaman buna şaşıranlar oldu ama anarko topluluk bu albümün amacını anladı. Bunun neden bizim için zor ve bazen tehlikeli olduğunu söylememin nedeni şu: Bu split'i yaptık. Şunu bilmek gerekiyor: Cezayir, İsrail devletini tanımıyor. Bu Fas'tan çok farklı. Örneğin, bir gün İsrail'e gidip pasaportuma İsrail damgası vurdursam, bir daha Cezayir'e dönemem; çünkü hapse atarlar. Bu büyük bir ihanet sayılır. Onlarla hiçbir bağlantımız yok ve olmaması gerekiyor. Sadece bu split'i yaptığımız için, bir şey olsa bunu aleyhimize kullanabilirler. İhanet olarak görülebilir. Ama bu split'in arkasındaki amaç şunu söylemek: "Bunlar tıpkı bizim gibi anarşist insanlar, kendi dinlerine ve hükümetlerine karşılar" ve hep birlikte o dinlere ve devletlere karşı kardeşler olduğumuzu söylüyoruz.
Ama şöyle bir sorun var: Kim olduğumu soran kişiye göre değişir. Eğer İslamofobik biri bana "Beghli, Cezayirli bir Müslüman mısın?" diye sorarsa, evet, o kişi için Müslümanım. Ama dini insanları ezmek için kullanan biriyle karşılaşırsam, o zaman Müslüman değilim. Aynı anda her ikisi de olabilirim ve bu split tam da bu yüzden yapıldı. Şunu demek istiyorum: Müslüman insanların yanında durup onları sömürgeciliğe karşı savunacağız ve aynı zamanda İslam'dan özgürleşmek isteyen insanların yanında durup onları da aşırılığa karşı savunacağız.
Brian: Yani bu röportajda anonim kalmak istemendeki neden Mondo Gecko split'i mi?
El Beghli: Evet, çünkü Cezayir'de bu aleyhine kullanılabilecek bir şey.
Brian: Tabii, ailen ve yakınlarını ziyaret etmek istiyorsun sonuçta.
El Beghli: Aynen.
Brian: Onları sık sık ziyaret ediyor musun?
El Beghli: Buraya taşındığımdan beri üç kez gittim.
Brian: Mondo Gecko split'inin arkasında yedi plak şirketi var. Bu tam anlamıyla bir soru değil, sadece şunu söylüyorum: Güney Amerika'da ve Avrupa'da, dört ila on plak şirketinin bir albümün yayın maliyetini paylaşmak için bir araya gelmesi yaygın bir şey. O split'te olan bu muydu?
El Beghli: Evet. Güzel bir şey bu.
Brian: 2019'da Cezayir'den ayrıldın. Yalnız mı ayrıldın yoksa el Djifa da seninle mi gitti?
El Beghli: Sadece ben. Ben ve partnerim Cezayir'den ayrıldık.

Brian: Vize alma süreci nasıldı?
El Beghli: Kanada bir göçmenlik programı sunuyordu; bir tür piyango gibi, puan sistemine dayalı bir şey. Puanlarını hesaplıyorlar ve yeterli puana ulaşırsan seçiliyorsun.
Brian: Puan almak için ne yapman gerekiyor?
El Beghli: Belirli bir mesleğin olması gerekiyor. Fransızca biliyorsan puan kazanıyorsun. İngilizce biliyorsan daha fazla puan. Bunun gibi şeyler. Çocuğun olup olmaması da etkiliyor.
Brian: Bu özellikle Kanada için mi geçerli?
El Beghli: Evet. Bunu Kanada yapıyordu. Bunu yapan tek ülkeydi.
Brian: Demokhratia 2020'de bir kaset yayımladı mı?
El Beghli: Evet, taşınmadan hemen önce.
Brian: A World Divided Tapes ile oldu. Demokhratia'nın son yayını buydu. Grup hâlâ herhangi bir şekilde aktif mi?
El Beghli: Hayır. Ben burada Kanada'da yaşıyorum. El Djifa Cezayir'de yaşıyor. Mümkün değil.
Brian: Cezayir'e ziyarete gidersen konser vermez misin?
El Beghli: Hayır, sanmıyorum.
Brian: Uzu hakkında o kadar çok sorum yok ama bakalım. Uzu Kanada'da mı kuruldu?
El Beghli: Kanada'da. Evet.
Brian: Bu nasıl oldu?
El Beghli: Pandemi döneminde oldu. Davulcu olduğunu bildiğimiz arkadaşımız Gustavo ile birlikte takılıyorduk. O sıralar partnerimle bir grupta müzik yapıyordum; o bas çalıyor, ben gitar çalıyordum. Gustavo ile birlikteyken "Hadi bir deneyelim" dedik.
Brian: Arapça şarkı söylemeye devam ediyorsun.
El Beghli: Evet, ama Demokhratia ile Uzu arasındaki fark şu: Bu sefer Darija değil, klasik Arapça söylüyorum.
Brian: Bu zor muydu?
El Beghli: Benim için değil. Doğu müziğinden gelen etki bana çok yardımcı oldu.
Brian: Mantıklı. Uzu ne anlama geliyor?
El Beghli: Bir bitki. Fransızca'da "genêt" ya da "genista" deniyor. Kuzey Afrika'da yaygın bir bitki.
Brian: Bu bitkinin önemi ne?
El Beghli: Kuzey Afrika'da, özellikle benim kökenimden geldiğim Kabil bölgesinde yaygın bir bitki. Bu anlamı var ama aynı zamanda "acı" demek. Arapça'da değil, Berberce'de. Cezayir'de hem Berber hem de Arap bir halkız. Uzu'yu hem bu bitki hem de "acı" anlamına gelen bir isim olarak kullanabileceğimizi düşündük.
Brian: Uzu çok fazla konser veriyor. No Genocide derlemesinde de yer alıyorsunuz.
El Beghli: Evet. Para toplamak amacıyla çok sayıda siyasi konser verdik ve bu topluluğun bir parçası olmaktan gerçekten mutluyum. Noise Not Borders gibi Filistin halkına yardım etmek için pek çok şey yapan insanlar var. Feminist bir festival olan Yell Out'ta da çaldık. Uzu ile bunların bir parçası olmaktan çok mutluyum.
Brian: Uzu ile gelecek planların var mı?
El Beghli: Bu Mayıs'ta Fransa'da turneye çıkıyoruz ve vaktimiz olursa belki üçüncü bir albüm de gelir.
Brian: Harika. Benimle konuşmak için zaman ayırdığın için teşekkürler, iyi turneler!



